Öne çıkan

İlk Blog Gönderim

En uzun yolculuklar bile, tek bir adımla başlar.

— Lao Tzu

Benim Yolculuğum

Bir insan yolculuk yapacaksa başlangıçta ne ve nasıl yapacağını bilir ama sonrasında olayların ne ve nasıl şekilde sonuçlanacağını asla bilemez. Mesela canımız bir unlu mamul çektiğinde fırına gitmek isteriz. Ne yapacağımızı biliyoruz, fırına gitmek. İşte yürürüz ya da arabaya bineriz filan ancak; yolda neyle karşılaşacağımızı, ne kadar sürede varacağımızı, fırında ne alacağımızı, bize hizmet sunacak çalışanın kim olduğunu tam olarak bilemeyiz. Yolculuğumuzda sorunlar oluşabilir veya hedefimizden başka bir hedefe varabiliriz. Bundan dolayı yolculuğumda nereye varacağımı veya nasıl eylemler yaparak oraya ulaşacağımı asla bilemem. Ancak, başlangıçta ne ve nasıl yapacağımı bilirim ve o beni yolculuğa çıkarır. Yolculuğum belki kısa belki çok uzun olsa bile bir adımla başlayacağını biliyorum ve ilk adımımı atıyorum, sonrasında ne olacak ve nasıl olacak bilmeden.

Anlaşılmaya Değil Anlamaya Çalışmak

Photo by Pixabay on Pexels.com

İnsanlar genellikle, “Beni anla!” kalıbını ister ve genellikle de karşı tarafı anlamayı pek düşünmez. İnsanın kendisini odaklayıp karşısındakini anlaması gerekli. Bu koca anlaşılmayı bekleyen insanların dolu olduğu Dünya’da, anlayan insan olunması gerekli olduğunu her sene geçtikçe daha iyi anlıyorum.

2 kendinin anlaşılmasını isteyen insan, asla amaçlarına ulaşamaz ve sadece kendi vicdanlarını rahat tutmak için diyalog kurmuşlardır.

Şu cümleleri duymuşsunuzdur hayatınızda : “O beni anlamadı o kadar anlattığım halde.”, “Sanki o başka dil, sanki ben başka dil konuşuyorum.”, “Neden onla zıtlaştığımızı anlayamıyorum.”

İnsanları anlamaya çalışırsanız kendi cümlelerinin aslında gerçek amaçlarını kamufle etmeye yönelik söylediklerini anlarsınız ve kendilerinin de bunu bile bile. Düşünün ki X kişisi yönetimde bulunmak ve öne çıkmak isteyen birisi, Y kişisi ise alanında iyi ve X kişisinden daha yetenekli. Sizce X kişisi Y kişisiyle birlikte çalışmak ister mi?

İstemez! Nedeni bellidir, bir ışık daha parlak aynı ışıktan dolayı daha az görünür. Y kişisinin ondan önde olmasını kabullenemez ve egosuna yenik düşer. Şimdi bir senaryo olsun, X kişisinin Y kişisiyle birlikte iş yapması istendiğini düşünün durum ne olur? Elbet X kişisi -kendince- iyi bir bahane sunacaktır. Eğer anlamak istemezseniz şundan şundan dolayı X kişisi Y kişisiyle yapmak istemiyor diye düşünürsünüz.

Örnek verelim: “Y kişisi gece çalışmayı daha çok sevdiği için onunla yapamam.” ancak gerçek olan: “Y kişisiyle çalışmak beni daha az ön plana çıkaracak ve benden daha baskın olacak bundan dolayı daha güçsüz hissedeğim, onla yapmak istemiyorum.”

Eğer sözde dediğini anlarsanız, bahanenin gerçekten bunun olduğuna şaşırır ve herhalde bu kişi çok takıntılı birisi diye düşünürsünüz.

Eğer özde dediğini anlarsanız, bahanenin ne olduğunu anlarsınız ve dil dökmenizin çaba göstermeyeceğini hatta bu ego sahibi X kişisiyle iş yapılmaması gerektiğini bile düşünürsünüz. (Gerçekten takıntılılar bu yorumun dışında tutulmuştur.)

İnsanları anlamaya çalıştığınızda onların sözde dediklerini değil özde dediklerini anlarsınız. O zaman sorunlar daha kolay çözülür. Kimse durduk yere kimseyle arasını bozmaz, zıtlaşmaz. “Bunu gerçekte neden yapıyor?” sorusu yanıta ulaştırır.

Satış ve pazarlamada olsun, takım çalışması olsun, insanları harekete geçirmek olsun, bunlarda da anlamak çok önemlidir. Sorunun asıl kaynağını bulmaya ve onu anlamaya çalışmalısınız aksi takdirde sözde sorunu halledersiniz ve başka bir sözde sorun çıkar. Sorunu kökünden halletmelisiniz yoksa sarmaşığın ucunu kesmeyle o sarmaşık yine devam eder.

Örnek verelim, X kişisi ileride üniversite sınavına girecek bir liseli genç olsun. Bu genç, resim konusunda yetenekli, resimle uğraşmayı seviyor ancak dersleri kötü. Üniversite sınavından baraj puanını girerim yetenek sınavına girerim diye düşünüyor. Günün fazla vaktinde telefonla uğraşıyor, sosyal medyada geziyor, resim çiziyor olsun. Annesi babası onun çalışmadığından, ona defalarca “Çocuğum çalış, bak üniversite sınavı yakınlaşıyor, hayat sizin hayatınız, biz size hep bakamayız. Resimde para bulamayabilirsin.” dedikleri halde gencin umursamadığından yakınmış olsunlar. Sizce bu genç tembelliğinden dolayı mı ders çalışmamakta?

Gencin vereceği cevabı tahmin edebiliyorsunuzdur, “Dersler çok zor, çalışıyorum ama olmuyor.” gibi bahaneler. Siz istediğiniz kadar gence dil dökün belki biraz olsun ders çalıştırırsınız ancak çalıştığı bir fayda etmeyecektir, size sadece çalışıyor olarak görünmek ve sizin ona laf söylememeniz için çalışacaktır.

Ancak genci anlamaya çalıştığınızda onun demek istediği, “Üniversite sınavından baraj puanı alıp zaten bir yere girerim niye uğraşayım ki daha fazla? Hem sevmediğim bir bölüme girerim o kadar uğraşıp. Sevmeyeceğim bir şey için mi çalışayım?”. Sizce burada kim haklı anne baba mı genç mi? İkisi de haklı öyle değil mi?

Peki bu gence eğer, hem resimle alakalı hem de iyi para alabileceği ihtimalli bir işin olduğu, bunu başarabileceğini ve iş konusunda önceki durumdan daha iyi durumda olabileceği bilgisini aktarsaydınız ne olurdu? Tabii ki de çalışmaya başlardı.

İnsanları anlamaya başladığınızda söylediklerinin arkasında yatan nedenleri de anlamaya başlarsınız. Bu sayede, iletişimsizlik anlamamazlık gibi durumların da hallolduğunu fark edersiniz.

Önce anlamaya çalışın, sonra anlaşılmaya.

Stephen R. Cowey
WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın